Davut ile Eflatun’u tanımak, Asım’ın hayaletini İhsan Oktay Anar’ın eşsiz üslubuyla tahayyül etmek, musikiyi okumak, Neyzen Batın Hazretleri’nin mevlevihanesinde, dervişlerin nefesini hissetmek, Zahir hamamda ak pak olduğunda sanki hamama giren benmişim gibi güzel koktuğumu zannetmek, terennüm etmek kelimesinin güzel ve alçak sesle şarkı söylemek olduğunu öğrenmek bu romanı bana resmen yaşattıran sadece birkaç şey.
Mesnevi’den bir sözle başlar bu eser “Kulak eğer gerçeği anlarsa gözdür.”
Ben bir daha okuyana kadar Kalın Musa Efendi’ye benden selam söyleyin.
« Sinc Fonksiyonu da Çiçek Açar | Bir Kutu Konsepti:Kibrit Kutusu »




İhsan Oktay Anar ustaca yaptığı benzetmeler, iç içe geçirmeler, zamansız – mekansız anlatımlar hem düşündürüyor, hem zevk veriyor. Bende kitaplarını merakla okudum.
Makamlar, enstrümanlar, karakterler ve olaylar, geçmiş ve geleceğin şimdiki zamanda anlatımı, akıllıca.
Asım ve Cüce bana bir çok noktada, Hz. Ali ve Hz. Muhammed’e atfedilmiş gibi geldi.
Zahir Hazretleri ( Hz. İsa ) ve Davut ( Mehdi ) geliyorlar ve Asım’ın ( Hz. Ali’nin ) itibarını kurtarıyorlar.
Cüce’nin yazdığı, Zahir Efendi’nin Davut’a verdiği Sonata Reminör nedir acaba? Veda Hutbesi olabilir mi?