361 kere okundu!

Günümüzde fasıl meyhanelerin, gazinoların vazgeçilmezi olmuştur. Oralarda kandil akşamları hariç çalınır, söylenir, efkâr dağıtılır. Eğlencenin, göbek atmanın dibine vurulur. Ne kadar da aşinayız değil mi bunlara? Fakat gerçek fasılla bu fason fasıl arasında dağlar kadar fark var. Gerçek fasıl aynı makamda, farklı formlarda eserler geçme şeklinde olur. Bu formların sıralanışı ise şöyledir:

1-Taksim, 2-Peşrev, 3-Kâr, 4-Birinci Beste, 5-İkinci Beste, 6-Ağır Semaî, 7-Yürük Semaî, 8-Saz Semaîsi (ileriki günlerde bu müzik formlarını açıklayacağım)

Bu formlar, ağırdan yürüğe(hızlı) doğru sıralanmıştır. Yani taksim, peşrev gibi yavaş formlarla insanlar tav’a getirilir. Daha sonra kâr, beste gibi sözlü formlar çalınır, söylenir. Bunlar olurken fasıl yavaş yavaş hareketlenmeye başlar ve artan ivmeyle hızına hız katar. Çok hareketli bir saz semaîsi ile fasıl sona erdirilir. Fasıl, değişken Türk Müziği’nin içinde sabit durmamıştır. Aralara şarkı formundan eserler eklenmiş, sonundaki saz semaîsi yerine sirto ve longalar tercih edilmeye başlanmıştır. Bunlara karşı değilim tabi, çeşitliliği artırdığı için taraftarım da, fakat günümüzde beste, kar gibi formlar hiç kullanılmaz olmuş, peşrevlerinse sadece tek haneleri çalınmaya başlanmıştır. Müziğin içki masalarına meze olmak için fazla önemli bir kültür taşı olduğunu unutmamalıyız. Çalalım, söyleyelim, eğlenelim tabi ama kendi ufak zevklerimiz için müziğimizi terk etmeyelim. Zor da olsa çalması söylemesi, güzel olanı tercih edelim. Türk Müziği “Duydum ki Unutmuşsun” ‘dan ibaret olsaydı, bit pazarına nur yağmazdı.

(kaynak, Türk Musikisi Nazariyatı ve Usûlleri, İsmail Hakkı Özkan)

    None Found
Bu posta için 1 yorum yapılmış. Yorum yaz
sanabe - 28 Mar 08 at 14:11:13

fasıl rakı balığa ihtiyaç duyar mı bilinmez ama rakı balık fasıla ihtiyaç duyar, o kesin… meze de olmaz, harcanmaz o masada tam tersi başrolü alır…