2002 yılında “Gökteki Pi” isimli bir kitap okumuştum. Bu sabah nedense oradan bir kısa hikaye geldi aklıma. Alıntılıyorum:
On sekizinci yüzyılda büyük matematikçi Leonhard Euler, Rusya çariçesi Büyük Katerina’ya bir süre özel öğretmenlik yapmıştır. Euler bir gün Tanrı’nın varlığı hakkında çıkan bir tartışmada Volterci felsefecileri oyuna getirmek ister. Bir karatahta getirterek şöyle yazar:
(x+y)2 = x2 + 2xy + y2
dolayısıyla, Tanrı vardır.Euler’in rakipleri bu bağıntıyı bilmediklerini belli etmek istemedikleri veya söz konusu tartışmayla bunun ne gibi bir ilintisi olduğunu sormaktan çekindikleri için, bunu başlarını ağır ağır sallayarak saygıyla kabullenmişlerdi.
Bu hikayenin işaret ettiği 2 şey var.
1) Eskiden matematiksel ifadelerin çok derin ve çok yanlı anlamlarının olduğunun düşünülmesi. Yani matematik şimdiki gibi insanlığın emrindeki kesin ve keskin bir araçtan çok, tesadüfler ve yaratıcı çıkarımlardan oluşmuş dini ve efsanevi anlamlar içeren gizli ve kimi zaman tehlikeli bir dildi. Mesela bir avcının o gün kaç geyik avladığını unutmamak için çizdiği 3 çubuk, 1 asır sonra orada yaşayan bir kabileye 3 tanrıları olması gerektiği düşüncesini aşılayabilirdi. Alıntımızdaki hikayede de felsefecilerimizin dönemin sayısal dini motiflerinden etkilendikleri görülmekte.
2) İkinci şaret edilen nokta şudur ki, insan bilmediği ama genel olarak bilmenin saygınlık verici olduğu düşünülen bir konuda, kendi saygınlığından taviz vermeyeceğini zannederek sanki o konuyu biliyormuş gibi davranabilir. Oysa bunu yaptığında kaybettiği iki nokta oluşur. Birisi o şeyi o an öğrenme fırsatını kaçırmak, diğeri gülünç duruma düşmek.
İlk noktayla ilgili atasözümüz de mevcuttur: “Bilmemek değil öğrenmemek ayıp.”
Bu arada bu hikayedeki kahramanımız Euler’in bir bilim adamına yakışmayan bu “Turistömervari” yaklaşımını sempatik ve kaygısız buluyorum. Herhalde bu hileyi yaparken gülmemek için zor tutmuştur kendisini.
- None Found
« Entropi | The Simpsons Theme »



