303 kere okundu!
Oca 0830

Amat - İhsan Oktay Anar

yorum yok - yorum gönder - ceyhun

ihsan_oktay_anar_amat.jpgÇok uzak diyarlarda Süleyman adında bir sahaf yaşardı. Gündüzleri ufak dükkanında bekler, akşamları ise; sadece kendisine yetecek kadar çay demleyebildiği minik demliğinden, ince belli bardağına doldurduğu çaydan azar azar yudumlayarak kitap okurdu. Yılın bir ayı ise çevre ülkeleri gezer, en seçkin kitapları arar, öncelikle okumak daha sonra satmak üzere dükkanına getirirdi. Bu sahafın müdavimlerinden biri de Ahmet adında, Süleyman’ın çok yakın arkadaşıydı. Süleyman ülke dışına çıktığında hiçbir zaman eli boş dönmez, kendi için özel olarak seçtiği kitaplardan birer tane de Ahmet için hazırlatırdı.

 

 

 

Amat da yine bu seferlerin birinde beğendiği ve bir kopya da yakın arkadaşı için hazırlattığı kitaptı. Ahmet her zamanki gibi, şehrin giriş kapısına ismini veren Hodaypınarı ormanlarının bitimindeki, şifalı olduğu rivayet edilen suyun şarıl şarıl aktığı Hodaypınarı çeşmesinin başında Süleyman’ı bekliyordu. Süleyman’ı karşıladıktan sonra Hodaypınarı kapısından giren iki yakın arkadaş doğruca dükkana giderek yüklerini boşalttılar. Ahmet, yakın arkadaşı Süleyman’ın getirdiği kitabı o kadar çok merak ediyordu ki, Süleyman o gün kitabı vermese Ahmet ertesi güne çıkamaz, çatlayıverirdi. Bunu bilen ve farkeden sahaf da çıkınından çıkardığı Amat’ı Ahmet’e uzattı.

 

Ahmet’in Amat ile tanışması işte böyle oldu. Süleyman gibi kitap kurdu olan Ahmet, kitabı ilk eline aldığında epey etkilenmişti. Kitabı, elinde evirip çevirdikçe gözlerindeki ışık parlıyor, izbe dükkanın kitap dolu rafları aydınlanıveriyordu. Kitabın kapağının işinin erbabı bir mücellit tarafından hazırlandığı bellliydi. Kırmızı kapak üzerindeki gemi minyatürü ise sanatkar bir elin ürünü olduğunu söylüyordu. Yaşlı kurt, kitap kurdu, Ahmet kitabın deniz seferinde olan bir gemide geçtiğini tahmin etmişti. Üstelik minyatürde çizilen geminin 58 toplu bir savaş kalyonu olduğuna bakılırsa bu yolculuğun bir savaş için olduğu kesindi.

Sahafdaki işleri, birlikte çabucak hallettikten sonra, dükkanı kapatarak dinlenmek üzere evlerine doğru yola koyuldular. Ahmet, Süleyman’ı evine kadar bıraktıkatan sonra evine doğru hızlı adımlarla ilerlemeye başladı. Niyeti biran önce yeni kitabının sayfalarını çevirmekti. Eve varıp Amat’ı okumaya başlayan Ahmet; farklı bir üslubu olan İhsan Oktay Anar’ın akıcı anlatımına alışması biraz zaman almıştı. Tabi ki bu İhsan Oktay Anar’ın Suskunlar, Puslu Kıtalar Atlası, Kitab-ül Hiyel ve efrasiyab’ın Hikayeleri adlı kitaplarını okumadan çok önceydi.

Kitabı okumaya başladığında birkaç kez bırakmayı düşünmüş, ama kitabın esrarengiz dili bu fikri çarçabuk silip süpürmüştü. Kitaba alıştıktan sonra ise devamını soluksuz okumuştu. Ahmet’in kitaplar hususunda bir takıntısı vardı; kitabın ismini kitabın içinde nerde olduğunu, anlamını çok merak ediyordu. Hatta çoğu zaman, eğer kitabın ismi, kitapta herhangi bir yerde geçmezse kitabı beğenmeyip kötülediği bile oluyordu. Bu takıntılı merakının kabarmaya başladığı sularda, Amat’ın korsan gemilere aman vermeyen yaman bir kalyona ait olduğunu öğrendi. Amat’ın yolculuğu ise yine Ahmet’i uykusuz bırakacaktı.

Amat’ın yolculuğu Karaköy limanlarında başlayarak, Akdeniz ve Ege’de ticaret gemilerine nefes aldırmayan bir korsan gemisini bulmak üzere denize açılması ile başlar. Bu geminin kaptanı Diyavol Paşa’nın yolu, Karaköy’de tayfa alırken, daha sonra geminin en iyi tayfalarından olacak Kırbaç Süleyman ile kesişir. Kırbaç Süleyman ise çok iyi bir denizciolmakla birlikte, ölümsüzlüğü bulmak gibi bir de tutkusu vardı.

Kırbaç Süleyman’ın ölümsüzlüğü bulma tutkusu, tayfası olduğu geminin kaptanı Diyavol Paşa’nın kitaplığında ölümsüzlük üzerine kitapları farketmesi ile birleşince; Ahmet için cümleler birbiri ardına sıralanıyor, paragraflar merdiven basamağı gibi geçiyor, sayfalar ise hazan yaprakları gibi dökülüyordu.

Ahmet’i diğer etkileyen şey ise kitabın inanılmaz kurgusuydu. Kitabı aldığının ertesi günü, gözleri uykusuzluktan kan çanağı olmuş bir şekilde, doğruca sahafa gitti. Süleyman’a, elinde İhsan Oktay Anar’ın başka bir kitabı olup olmadığını sordu. Süleyman ise yazarın başka kitaplarının olduğunu, fakat şu anda elinde olmadığını söyledi. Ahmet eski arkadaşından Anar’ın Suskunlar kitabının sözünü alarak, diğer yandan da merak içinde geçireceği bir yılın hesabını yaparak uyumak üzere evinin yolunu tuttu.

Bu posta için 0 yorum yapılmış. Yorum yaz